Kuşatma

15 Temmuz darbe girişimi başarıya ulaşsaydı ne olacaktı?

Öncelikle ordu içinde çatışma yaşanacak, ardından ülkede bir iç savaş çıkacak ve bu sırada Irak ve Suriye sınırından Türkiye’ye girecek PKK/PYD’li katiller, Doğu ve Güneydoğu bölgesindeki birçok ilde yönetimi ele geçirecekti…

Kimdi bu kanlı planın sahibi? Tabii ki ABD…

O gece İncirlik Üssü’nde suçüstü yapılan ABD’li askerleri anlatmaya gerek yok. Yine İstanbul Büyükada’daki otelde buluşan ve aralarında Fethullah Gülen’in ABD’deki hamisi Graham E. Fuller ile yardımcısı Henri Barkey’in de bulunduğu CIA ekibini de… Girişim başarısız olunca tası tarağı toplayan Fuller, FETÖ’cü askerler tarafından helikopterle Yunanistan’a kaçırılmıştı…

Peki neydi amaç?

Türkiye’ye, Lozan’la çöpe attığı Sevr Antlaşması’nın koşullarını 100 yıl sonra kabul ettirmek ve ABD’nin ‘Büyük Ortadoğu Projesi’ndeki en önemli etabı sorunsuz geçmekti.

***

Sonra ne oldu?

Türkiye’de devletin her kademesine sızan FETÖ’yle bağlantılı kim varsa tasfiye edilmeye başlandı. “Yok canım o da mı? Bu kadar çok muydular?” şeklindeki şaşkınlık ifadeleri yüzlere vururken, aklıma Sultan II. Abdülhamid dönemi geldi.

Selanik’teki 2. Jön Türk Kongresi’nin ardından II. Abdülhamid, çetesiyle dağa çıkıp devlete isyan eden Resneli Niyazi Bey‘i yakalaması için Balkan yöresinin sevilen ismi Korgeneral Şemsi Paşa’yı görevlendirdi. İttihat ve Terakki yönetimi de Şemsi Paşa’yı ortadan kaldırma görevini ‘Mülazım Atıf’ isimli fedaiye havale etti. Nitekim Manastır’da postane çıkışında Şemsi Paşa, Mülazım Atıf’ın silahından çıkan kurşunlarla katledildi. Cinayetten büyük üzüntü duyan ve “Kimdir bu İttihatçılar?” şeklinde durumu Selanik ve civarında ordu müfettişi olarak görev yapan Hüseyin Hilmi Paşa’ya soran Sultan Abdülhamid, şu cevabı alıyordu:

Kulunuzdan gayrısı İttihatçıdır!

Gerçekten de bugün hangi taşın altını kaldırsanız oradan bir FETÖ’cü veya bağlantılısı çıkıyor. Üstelik kurucuları mason olan İttihat ve Terakki’nin örgütlenmede modeli Carborani Teşkilatı gibi 3’er, 4’er kişilik hücrelerde faaliyet göstermişler ve bir hücre halkasından diğerine ulaşabilmek de pek mümkün gibi durmuyor…

***

Bugün geldiğimiz noktada ise “tankları bile parçalarız, bize bir şey olmaz” havası hâkim. 15 Temmuz’da amacına ulaşamayanların yaptığı plan tadilatını göremeyecek kadar da cahiliz.

Sıkıntılı bir halimiz daha var;

Tıpkı, II. Jön Türk Kongresi’nde “devlete karşı silahlı mücadele” ve “Abdülhamid’i devirme” konusunda anlaşan Rum, Ermeni ve Türk cemiyetlerinin neden olduğu bir siyasi atmosfere mahkum edildik. “Cumhurbaşkanı Erdoğan” ile“Devlet Bahçeli”yi devirme üzerine kurgulanan muhalefet anlayışının, böylesine bir süreçte Türkiye’ye hiçbir fayda sağlamayacağını göremiyoruz. Kaldı ki 31 Mart Olayı ile Sultan Abdülhamid’i deviren İttihat ve Terakki’nin maceracı zihniyetinin bir ürünü olan kurtuluş reçetesine bugün Rusya-ABD arasında gidip gelen Türkiye’yi hatırlatacak şekilde- İngiltere/Almanya ikilisinden “Almanlarla ittifakı” yazması, koca devleti Sevr bataklığına yuvarlamıştı.

***

Özetle;

Bugün hepimiz aynı siperdeyiz ve şahsen benim tek ideolojim var:

Binlerce yıllık devlet geleneğimizi geleceğe taşımak.

Burada şu gerçeğin de altını çizmek gerekiyor:

Eleştiri, bir binayı muhkem kılmak için yapılır, yıkmak için değil. Ama her eleştireni “yıkım ehli olarak” görmek de doğru değil.

Böyle bir iktidar anlayışı, yıkım isteyenlerin ekmeğine yağ sürer. Oysa eleştireni dikkate almak, niyetine bakmak bir devleti bir milleti geleceğe taşır…

Hatta devleti yönetenler “Söz gümüş ise sukut altındır” demeli, diyebilmeli.

Çünkü anlaşılan o ki plan tadilatını yapanlar, dilden çıkana göre eylem yapma kararı almış. Amaç 15 Temmuz’da yakamadıkları “iç savaş” fitilini ateşlemek.

***

Peki, bu alçak planda başka hangi tadilat söz konusu?

Türkiye’de bombalar, suikastlar, ses getiren eylemler birbirini izlerken, Suriye ve Irak’ta sözüm ona müttefik ABD’nin PYD/PKK aşkı daha da bir depreşmiş durumda…

El Bab’da Türk Ordusu’na destek vermesi gereken ABD, hem de bizim olan İncirlik Üssü’nü kullanarak PYD/PKK’ya silah ve mühimmat yağdırıyor. ABD’nin eğittiği, donattığı binlerce PYD/PKK militanından bahsediliyor…

Yani ABD sınırımızın dibinde bir ordu hazırlıyor. Bunlar IŞİD ile savaşmadıklarına göre, hatta bazı bölgelerde olduğu gibi IŞİD militanları topluca PKK saflarına katıldığına göre nedir bu ordudan ABD’nin beklentisi?

Anlaşılan o ki bahara kadar ülkemizi iyice karıştırıp, baharla birlikte PYD/PKK ve IŞİD unsurlarını Türkiye’ye sokmak. Açıkçası ABD’nin bu hali kuduz itlere benziyor!

Salyalı ağızlarından uyur/uyanık halde “Ya BOP, ya BOP” diye havlayıp duruyorlar!

***

Son söz; Devletimizin bekası söz konusu iken, “Cumhuriyet, Atatürk, Laiklik ve İslam” üzerinden atış yapmaya devam eden, kamplaşan ve küstahlaşan cahiller sürüsüne sesleniyorum:

Farkında mısınız, elimizden vatan gidiyor vatan!

Böyle giderse Suriyeliler gibi vatan yetimi olacağız…

Sonra biliyor musunuz, Bizans’ı tarih sahnesinden silen tek neden; tarikat ve mezhep kamplaşmasıydı, savaşlarıydı.

Hatta Osmanlı İstanbul önlerine geldiğinde, Bizans devlet yöneticileri ve din adamları İsa’nın tanrı olup olmadığını tartışıyordu.

Tıpkı bugün kuşatılan Türkiye Cumhuriyeti’nde vatan gibi kutsal bir kavramın içini boşaltanların neden olduğu dinsel tartışmalar gibi!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir