Murat ağabeyi 1991’de Batman’da tanımıştım. Şofben zehirlenmesi nedeniyle tedavi gördüğüm hastane çıkışında sırtından çıkarıp omuzlarıma attığı polis montunun sıcaklığını hâlâ hissederim…

Özel Harekât’ta görev yapan Murat ağabeyimle çok sık görüşemesek de iyi haberlerini alırım. Tayini Batı’ya çıksa da mesaisi terörün yoğun olduğu bölgelerde geçtiği için yuvasını dağıttı.

Üç çocuk babası Murat ağabey, en son görevlendirildiği Cizre’de ağır yaralandı. Gerçi, bu onun ilk yediği kurşun değildi ama durumu bu kez ciddi idi. Şarapnel parçaları bir hayli yıpratmıştı bedenini.

Neyse ki Allah O’nu bize bağışladı. Kısa sürede ayağa kalktı ve emekliye ayrılmak istedi. Müdürüne niyetini açınca da şu karşılığı aldı:

“Murat ne emekliliği!.. Şehit olana kadar bu işi yapacaksın. Sana emeklilik haram, şehitlik helal!..”

“Emredersiniz müdürüm” demiş Murat ağabey, makamdan çıkarken. Şu an Hakkari’de şehit olabilmenin mücadelesini veriyor.

Okumaya devam et

15 Temmuz, Türk demokrasi tarihine kanlı bir leke olarak işlenecek…

Muhtemel ki biz çocuklarımıza, onlar da torunlarımıza şunu anlatacak:

“Bu milletin imkânlarından faydalanarak TSK’da rütbe ve görev almış, ana babalarının Türkçe isimler verdiği ABD’nin hizmetkârı hainler, kanlı bir darbe girişiminde bulundu… O gün bu hainler ordumuzdan gasp ettikleri tanklarla, uçaklarla ve helikopterlerle sivilleri katletti, Gazi Meclisimizi, beton delici mühimmatla bombaladılar…”

Ardından bugün de olduğu gibi şu soruyu yöneltecekler:

Ne oldu da böyle bir acıyı yaşadık, bu kadar demokrasi şehidi verdik?

Okumaya devam et

Sinemada şu sıralar Amerikan-Çin ortak yapımı ‘Kung Fu Panda 3’ isimli animasyon bir film var. Eleştirmenlerin başarılı bir yapıt olarak değerlendirdikleri filmde, ejder savaşçısı Po’nun uzun süredir kayıp olan panda babası ortaya çıkıyor ama kahramanımız ve arkadaşlarının köyünü, kötü adam Kai tehdit ediyor…

Bir geyik olan kötü adam ‘Kai’, ruhları transfer etme yeteneği ile ki -filmde buna ‘Çiğ’ tekniği ismi veriliyor- Çin’deki bütün ‘kung fu’ ustalarını yeniyor ve hepsinin güçlerini kendi bedenine hapsediyor.

En sonunda sıra kahramanımız Po’nun babasıyla birlikte yerleştiği ve bir zamanlar Kai’nin ‘Çiğ’ tekniğini öğrendiği saklı cennet ‘Panda köyü’ne geliyor. Gelin görün ki Kai’yi  ‘Çiğ’ tekniğiyle yenebilecek köyde, bu transfer yönteminin nasıl yapıldığını artık kimse bilmiyor. Nitekim köyü basan Kai, tam Po’nun ruhunu transfer ederken bir araya gelen pandalar, patilerini havaya kaldırarak bir nevi meditasyon yöntemiyle, unuttukları ‘Çiğ’ tekniğini tesadüfen buluyor ve kötü adamı yenip, esir ettiği bütün iyi karakterlerin ruhlarını esaretten kurtarıyor…

Okumaya devam et

Bugün yaşadıklarımıza bakınca, anlıyoruz ki devlet yönetmek en küçük hatayı bile kaldırmıyor…

Örneğin Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yönelik yakın tarihte girişilen linç kampanyalarının asıl amacını bugün daha net bir şekilde görebiliyoruz…

Dudaklarından “barış ve kardeşlik kelimesini eksik etmeyen bölücü terörist ve siyasetçilerin” devletin temel ilkelerine aykırı isteklerine “canım bir şey olmaz” mukabilinde verilen tavizler, bize bugün ciddi bir güvenlik sorunu yaşatıyor.

Sadece ama sadece devletimizin, milletimizin hizmetinde olan asker ve polisimiz de bu sorunu bertaraf etmek için canları pahasına büyük mücadeleler veriyor…

Okumaya devam et

William Stephenson(1897-1989), Batı’da özellikle de İngiltere’de hayranlık uyandıran bir isim…

II. Dünya Savaşı yıllarında İngiltere Başbakanı Winston Churcill’e bir istihbaratçı olarak hizmet vermesi, kökeni asker olan ve sonrasında ticarete atılan Stephenson’un adını ‘spymaster’a yani “ana casus”a çıkarıyordu.

Aslında çok ilginç bir hayat hikâyesi var Stephenson’ın…

Okumaya devam et

Türkçe ‘bağ’ anlamına gelen “ök” kelimesinden türeyen “öksüz”;

Annesini kaybetmiş yavrularımız,

Arapça ‘tek başına” anlamına gelen “yetm” kelimesinden dilimize geçen “yetim” ise

babasını kaybeden çocuklarımız için kullanılır…

Ne acı ki terör saldırıları, ölümle sonuçlanan trafik ve iş kazaları, cinayetler, güzelim ülkemdeki öksüz ve yetim sayısını katlıyor…

Hele;

Son aylarda şehit düşen asker, polis ve kamu görevlilerinin cenazelerinde Ay-Yıldız bayrağa sarılı tabutların arkasından ağlayan yetimlerin halleri, milyonların yüreklerini sızlatıyor…

Elbette ki yetim ve öksüz yavrular, şehitlerimizin bizlere emaneti…

Okumaya devam et

Devlet devlet gibi olacak…

Devlet; Kişinin, örgütün, cemaatin olmayacak…

Yasamasıyla, yürütmesiyle ve yargısıyla kapı gibi sağlam olacak…

Tek kriteri olacak: Anayasasında yazılı olanlar…

Devlet yurttaşını, yurttaşı da devletini yaşatacak…

Prof. Dr. Yasin Aktay’ın kaleme aldığı Tezkire Yayıncılık’tan çıkan “ÖNCESİ ve SONRASIYLA 17-25 ARALIK NEYE HİMMET NEYE HİZMET” isimli kitabı okurken, “demokrasi, özgürlük, kalkınma” teraneleriyle devletin düşürüldüğü hali hissedince irkildim…

Gerçi konuyla ilgili muhalif yazarlara ait eserler de mevcut. Merak edenler onlara da bakabilir ama Aktay, olan biteni uzmanlık dalı sosyoloji bilimine dayandırarak değerlendirmiş, örnekler vermiş…

Okumaya devam et

Türkiye, haritada Moğolistan’ın yerinde bulunsaydı ne güzel olurdu…

Dertsiz tasasız, düşmansız yaşar giderdik…

Bu mümkün mü? Böyle şerefli bir yolculuktan çark etmek olur mu?

Mazlumun yanında yer almışsın…

Sömürmeden bugünlere gelmişsin…

Kabul etmek gerekir ki 7 Haziran sonrası zor günler yaşadık. Birazcık siyasi boşluk, suyu çekilen baraj misali eski hesapların, eski defterlerin ortaya çıkmasına neden oldu.

Ama ne yaşarsak yaşayalım şunu da unutmamak gerekir ki;

Çilesini çekmediğin senin değildir…

Yani medeniyetler beşiği Anadolu’da devlet kurmanın, özetle bu topraklarda doğup büyümenin bir bedeli var…

Üstelik bugünlere de bedel ödeye ödeye geldik.

Zaten şimdiki coğrafyamıza bu yüzden çekilmedik mi veya sıkıştırılmadık mı?

Yitirdiklerimize veya sahip olmadıklarımıza bir bakın…

Balkanlar, Kafkaslar, Kırım, Tebriz, Musul, Kerkük, Şam, Halep ve Filistin…

Okumaya devam et

Siyaset bilimi, siyaset tarihi ve siyaset sosyolojisi eğitimi almış,

Üniversite bitirme tezini siyasal reklamcılık üzerine vermiş,

Yıllardır birçok seçim kampanyasını takip etmiş bir gazeteci olarak şu gerçeğin altını çizmek istiyorum:

Çok partili parlamenter sistemlerin geçerli olduğu dünyanın hiçbir ülkesinde, 14 yıl önce kurulan ve kurulduğu tarihten 1 yıl sonrası itibarıyla girdiği 10 seçimden de zaferle çıkan bir parti hatırlamıyorum.

AK Parti’nin birinci parti çıktığı seçimleri şöyle bir hatırlayalım;

3 Kasım 2002 Genel Seçimleri yüzde 34, 28 Mart 2004 Yerel Seçimleri yüzde 41.7, 22 Temmuz 2007 Genel Seçimleri yüzde 46.6, 29 Mart 2009 Yerel Seçimleri yüzde 38.8, 12 Eylül 2010 Referandumu yüzde 57, 12 Haziran 2011 Genel Seçimleri yüzde 49.9, 30 Mart 2014 Yerel Seçimleri yüzde 45.6, 7 Haziran 2015 Genel Seçimleri yüzde 40.9 ve 1 Kasım 2015 Genel Seçimleri yüzde 49…

Okumaya devam et