Sütten ağzı yanan…

‘Anayasa Değişiklik Paketi’ne dair bir süredir MHP’de yaşanan tartışmaların ardı arkası kesilmiyor.

Yönetim pakete “Evet” diyeceğini açıklasa da parti tabanında tam bir bölünmüşlük söz konusu…

Açıkçası MHP gibi bir dava partisinde böyle bir çelişkinin yaşanıyor olması pek izah edilebilecek türden değil. Değil, çünkü MHP bu haliyle dava partisi hüviyetini kaybetmiş sıradan bir siyasi parti görüntüsü veriyor.

Üstelik çelişki sadece bununla da sınırlı değil.

Örneğin;

Ülkücü hareketin veya siyasi milliyetçiliğin manevi kutbudur merhum Alparslan Türkeş

Harekete fikri açıdan beslenebileceği sayısız eser bıraktı. Bu eserlerden birisi de Temel Görüşler isimli kitabı…

Dergah Yayınları-1975 yılı basımı kitabın 164. sayfasında “Güçlü İktidar” konulu bölümde yer alan “Tek Başkan-Tek Meclis Sistemi” başlığı altında Türkeş, şu cümleleri kuruyor:

Milliyetçi Hareket; Tek Başkan, Tek Meclis sistemini savunur. Çağımız kuvvetli, adil ve hızlı icra çağıdır. Türk Milleti dünya imparatorlukları kurduğu devirlerde, kuvvetli adil ve hızlı icra sistemini uygulamıştır. Kuvvetli ve hızlı icra, icra gücünün tek elde toplanmasıyla mümkündür. Bunun için tarih ve töremize uygun olarak başkanlık sistemini savunuyoruz. İcrayı cumhurbaşkanlığı ve başbakanlık olarak ikiye bölemeyiz. Her konuda bütünleşmeci olduğumuza göre icranın başında da bütünleşmeci olmalıyız. Türk tarih felsefesi ve tarihinde icra organı hiçbir zaman bulunmamış yani tek bir başkan tarafından yürütülmüştür. Milliyetçi Türkiye’de de Demokratik Milli Cumhuriyet ilkesi içinde başkan Türk Milleti’nin yürütme organının tek başı olacaktır.

Rejim değişimine neden olacağı düşüncesiyle bugün karşı çıkılan paketin içeriğiyle Türkeş’in düşünceleri neredeyse bire bir örtüşüyor. Durum böyle ise Ülkücü camia doğal liderinin öngörülerine de sırtını dönmüş olmuyor mu?

***

Üçüncü bir çelişki ise sandık başında oluşacak. Hem de kendiliğinden…

Ülkücü bir seçmen ile HDP’li aynı safta yer alacak. Dördüncü bir çelişki ise MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin başkanlık sistemine dair söylemlerindeki değişim. Ne oldu da Sayın Bahçeli, 15 Temmuz’dan sonra bu konudaki düşüncelerini değiştirdi?
Bu soruya en mantıklı cevabı şüphesiz Sayın Devlet Bahçeli’den almak gerekir ama bence asıl mesele bugünkü Türkiye tablosu karşısında oluşan güven algısı ve bu algının desteklediği veya ateşlediği muhalif duruş.

Şöyle diyor Ülkücü bir tanıdığım:

Seçim meydanlarında Ülkücüler için çok ağır sözler sarf eden, Ergenekon kumpasında aldatılan, çözüm sürecinde oyuna getirilen, Suriye konusunda yanıltılan ve 15 Temmuz’da ülkeyi topyekun ele geçirmek isteyen FETÖ’cülerce kandırılan Sayın Cumhurbaşkanı’na yönelik bir tutum bu… Sayın Bahçeli’ye karşı takınılan tavrın nedeni ise camianın güvenmediği bir liderin önünü açıyor olması…

***

Peki, neden Sayın Bahçeli yıllarca seçim meydanlarından ağır şekilde eleştirdiği Erdoğan’ın önünü açıyor?

Sayın Bahçeli Erdoğan’ın mı önünü açıyor yoksa devletin mi?

Sanıyorum Devlet Bey, şu an “Erdoğan’sız bir Türkiye’nin yaşayacağı kaos ve bu kaosun neden olacağı parçalanmadan” ürküyor.

Pek haksız da sayılmaz aslında!

Kaldı ki Sayın Bahçeli; “Başkanlık” hariç, FETÖ’nün tüm kurum ve kuruluşlarının kapatılması ve üyelerinin kamudan tasfiye edilmesi, ordu ve emniyetin güçlendirilmesi, çözüm sürecinin sonlandırılması ve PKK ile mücadele gibi birçok başlıkta istediğini elde etti.

Etti ama tam burada Bahçeli’nin duruşu hakkında da çeşit çeşit teoriler üretiliyor. Hatta AK Parti kulislerinde bile Devlet Bahçeli’nin başkanlık sistemine verdiği desteğin “Erdoğan’a yönelik 5. kumpas” faaliyeti olduğu yorumları bile yapılıyor.

Sizin anlayacağınız konu geliyor yine güven endeksine!

Bırakın vatandaşı, kurumları, seçim meydanlarında söylem birliği yapacak olan siyasetçiler bile birbirine güvenmiyor, güvenemiyor!

Durum şu;

Sütten ağzı yanan Türkiye yoğurdu üfleyerek yemeye çalışıyor!

Tabii yedirirlerse ve yiyebilirse…

***

Bu yazının dip notunu, Rahmetli Alparslan Türkeş’ten alıntı yaptığım üç cümleyle düşeceğim:

1)-Davalarımızın çözümü kendimize dönmek, sarsılmaz bir birlik halinde el ele vermek ve geceli gündüzlü çalışmaya girişmekle mümkündür.

2)-Milletler, yabancı kuvvetlerin orduları ve diğer maddi güçleri tarafından yok edilmeden önce, manevi ve fikir güçleri tarafından esaret atına alınırlar. Böyle bir toplumun esir ve yok olması kesin hale gelir.

3)-Türk Milleti’ne Bizans’tan geçen bir hastalık vardır. Gevşeklik, laubalilik, dedikodu, fitne, fesat, terbiyesizlik, birbirini beğenmemek, sır saklayamamak, rastgele laf söylemek. Bu hastalık sizde var. Bu hastalığı tedavi etmeniz lazımdır. Bu hastalığı tedavi etmezseniz, kendinize yol seçiniz…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir