Truva atı

Birkaç gündür Türkiye’de ve Bursa’da yaşananları hayretle izliyorum…

Kanaatim o dur ki; biz toplum olarak ‘Tarih’ denen bilimden sadece ve sadece ‘hamaset yapmak için’ yararlanıyoruz…

Size bugünler neyi hatırlatıyor ama manzara beni ister istemez ‘Sevr’ gerçeğine götürdü…

I. Dünya Savaşı sonrasında İtilâf Devletleri ile Osmanlı İmparatorluğu hükümeti arasında 10 Ağustos 1920’de Fransa’nın Sevr kasabasındaki Seramik Müzesi’nde imza edilen antlaşmanın maddeleri aklımdan geçti…

Öyle ki bu antlaşmayla Osmanlı’nın başkenti İstanbul İngilizlerin kontrolüne, Bursa, Balıkesir, İzmir Yunanlılara… Muğla, Antalya ve İçel İtalyanlara…  Adana, Maraş, Hatay, Antep ve Urfa Fransızlara…  Diyarbakır, Mardin, Şırnak, Batman, Siirt, Bitlis ve Hakkari İngilizlerin kontrolünde kurulacak Kürdistan devletine ve Kars, Erzurum, Bingöl, Muş, Ağrı, Iğdır ve Van da ABD’nin himayesindeki Ermenistan devletine bırakılıyordu…

Ayrıca antlaşma gereği Osmanlı, Arap ülkeleri ve Kıbrıs konusunda hiçbir hak talep etmeyecekti…

Sonrası malum;
Arap ülkeleri ve Kıbrıs elimizden alındı ama işgal altındaki Anadolu topraklarında büyük bir bağımsızlık mücadelesi verildi. Hatta bazı şehirlerimiz öyle bir direniş gösterdi ki kahramanlıkları isimlerinin başına eklendi. Nihayetinde emperyalistlerin bize dayattığı harita, Lozan Antlaşması’yla(24 Temmuz 1923) yırtılıp atıldı…

***

Gelelim bugüne;

Malum 1980 askeri darbesi ve sonrasında başlayan bölücü terör eylemleri, Türkiye’nin Batı’daki birçok ilini büyük göçlerle tanıştırdı.

Terörden kaçan Kürt kardeşlerimiz, Batı’da iş tuttu, evlendi, çoluk çocuk sahibi oldu. Hatta Bursa örneğinde olduğu gibi terör mağduru kardeşlerimiz, göç ettikleri şehirlerin ekonomilerine ciddi katkılar sağladı.

Göç dalgası sürerken Türkiye, PKK’nın uzantısı siyasi partilerle tanıştı. Çözüme çare olması beklenirken, siyasal eylemleri nedeniyle sürekli kapatılan, çizgisinden hiç taviz vermeyen bu zihniyetin bugünkü tabelasında ise HDP yazıyor…

Ancak görüldü ki HDP, kocaman bir fiyaskoymuş!

Çünkü son seçimde barışa dair söylemleriyle CHP ve AK Parti seçmeninden oy alan HDP’nin, bugün çözümün adresi olarak “TBMM’yi değil de Kandil’i gösteriyor olması” bütün beklentileri boşa çıkarttı.

Arkasını terör örgütüne dayadığını da açık açık itiraf eden HDP  için artık şunu söylemek yanlış olmaz:

Truva atı…

Bana öyle geliyor ki HDP’nin asıl görevi, 95 yıl önce imza edilen ama Lozan’la hükmünü yitiren Sevr Antlaşması’nı yeniden Türkiye’nin önüne getirtmek.

HDP’nin içeride “tek başına sözde Ermeni ve Pontus soykırım yalanlarının savunuculuğunu” yapıyor olması bile en ciddi kanıt.

İkinci kanıt ise “ırkçı” söylemleri…

***

İşte tam burada; masum Kürt göçlerinin başlangıçta olmasa bile sonrasında bilinçli bir şekilde belirli illere yönlendirildiği şüphesi geliyor akıllara…

Bize bunu düşündüren ise 7 Haziran’da HDP’nin milletvekili çıkardığı şehirlerle, Osmanlı’nın Sevr’de İtilâf Devletlerine vermek zorunda kaldığı şehirlerin haritasının örtüşmesi.

Birkaç eksiğiyle HDP’nin milletvekili çıkardığı şehirlerin aynı olduğunu göreceksiniz. Hatta Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti Ankara ile fazlasının olduğunu da fark edeceksiniz…

Demek ki Batı ve Truva atı HDP’nin planı bu imiş…

Demek ki güvenlik güçlerimizin PKK’ya yönelik her operasyonunun ardından Avrupa, bu yüzden feryat figan ediyormuş!

Demek ki “öz yönetim” aşkının arkası boş değilmiş…

***

Bir hatırlatma yaparak sonuca gelmek istiyorum:

Lozan’ı imza etmek zorunda kalan İngiliz Devlet adamı Lord Curzon ne demişti İsmet Paşa’ya:

“Kabul etmediğiniz şeyleri şimdi cebime koyuyorum; zamanı gelince birer birer karşınıza çıkaracağım…”

Beyler, bayanlar…

Bu kritik kavşakta Batı’nın cebindeki, bırakın cebinde patlasın!..

Kaldı ki böyle bir dönemde ülkemin her yerinde Kürt kardeşlerimizi, Truva atı HDP’ye mahkûm etmenin tek izahatı var:

O da kocaman bir ihanet…

Bergama’da olduğu gibi PKK’lı provokatörlerin ve ajanların cirit attığı ülkemde herkesi ama herkesi aklıselime davet ediyorum…

Ve diyorum ki:

Vatanını çok seven Kürt kardeşine sahip çıkar…

Ve şu soruya cevap arar:

1974 Kıbrıs çıkarmasında, savaşa katılmak için askerlik şubelerinin önünde kilometrelerce kuyruk oluşturanlar da Kürt kardeşlerimiz değil miydi?

Ne oldu, biz nerede hata yaptık?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir